15 Nisan 2013 Pazartesi

"Ot" dediğin şey senin yaşam kaynağın!

Ot. Yabanisinden, dikenlisinden.
 Algılaması neden bu kadar güç gelir insanlara anlayamıyorum. Ot deyip beğenmedikleri şey, güneş ışığı sayesinde besin üretebilen tek varlık. Birincil düzeyde enerji işleyicisi. Ne demek peki birincil düzey?

Bitki denen yaşam formu insan canlısının yapamadığı muhteşem bir şey yapıyor bünyesinin içinde. Fotosentez! Ne demek fotosentez? Adı üstünde, "foto" ya kısaca ışık, "sentez"e de birleşim diyebiliriz. Yani bu canlı hücreleri içinde ışık işliyor! Ya sevgili gelişmiş insan, neymiş yani, ot dediğin şey senin asla yapamayacağın bir şeyi yapıyor.

Birincil düzey diyorduk. İşte birincil düzey, bu güneşten gelen enerjiyi işleyen ilk basamak demek. Yani bitkiler! Ki bu, dünyada en yüksek enerji birikiminin bitkilerde olduğunun açık ispatıdır. Bu ne demek: Bitkiler olmazsa, Güneş'in de olması pek anlam ifade etmiyor demek.

Peşinden ikincil düzeydeki canlılar gelir.  Onlar da otçul hayvanlar oluyor efendim. Bitkiden aldığı enerjinin bir kısmını, vücut sistemi içinde harcıyor ve sonra tahmin edilen üzere kalan enerji üçücül enerji düzeyindeki canlılara geçiyor. Yani etçiller ve hem etçil hem otçul olanlar - ki bunlardan biri de insan canlısı. En sonda  da ayrıştırıcılar var. Geriye kalanları ayrıştırıp, tekrar doğaya kazandıranlar yani.

Bitkiden gelip koyunda harcanan enerjiyi yarım bir şekilde etten alıyor üçüncül enerji düzeyi. Çünkü koyunun sistemi içinde kaybolan enerjinin bir kısmı kendi içinde de kaybolup gidiyor.

Desen ki ot yiyeyim o zaman. Süper enerji manyağı olayım. O da mümkün değil canım. Otu yesen bile o ottan koyun kadar faydalanman ne yazıkki mümkün değil.

Yani neymiş, sanılanın aksine o kadar da mükemmel değilmişiz!

Tek başımıza kaldığımızda doğa için hiç bir şey ifade etmiyormuşuz!

Bir karınca kadar bile büyük değilmişiz!

Önce kendimizi tanıyalım efendim.

Bunlar o beğenmediğiniz biyoloji (canlı bilimi) derslerinin mirasıdır. Kafası yeten anlamaya çalışır, beğenmeyen elinin tersiyle iter ve klişeyi yapıştırır "Biyoloji de hep ezber canım!"

Vah yavrum!

Şimdi anlıyorum neden ottan bile anlamadığını...

Foto:Peyzaj Dikeni
Ekosistem?
Bir de şu ekosistem ve ekoloji mevzuları var. Gerçi ekosistem kavramını anlamak, bir otu anlamaktan daha zor. Özellikle biyolojinin ezber olduğunu idda edenler için.

Ekosistem dediğimiz şey yaşadığın çevrenin sistemi demek. Yani çevrende gördüğün canlı herşeyi içeren sistem. Eko mesken demek. Sistem de zaten bildiğin sistem, yani başı k.çı birbirine bağlı, girdisi çıktısı belli olan bir döngü. Ekolojik döngü.

(Peyzaja değinmeden edemeyeceğim. Ne demiştim daha önce peyzaj mimarlığı için: sistem yaratma mesleği. Peyzaj: ingilizcede landscape, türkçede manzara demek olduğundan çevrende gördüğün canlı cansız herşeyi içerir. Mesajın yerini bulduğunu umuyorum). 

Ekoloji ne demek peki? Eko mesken demekti, -loji de logic'ten gelir ve bilim demektir. Yani kısaca çevre bilimi diyebiliriz. Yani yaşadığın yerin bilimi. Yani bu ekolog denen adamlar, senin yaşadığın yerin, içinde varolduğun sistemin bilimini yapıyorlar. Bir nevi seni yaşatmaya çalışıyorlar.

Doğal ekosistemler bozuluyor; ormanlara, derelere dokunmayın!

Ne diyor yahu bu adamlar?

Ne diyorlar biliyor musun? Öleceksin seni aptal diyorlar! Yalnız ben değil, sen de öleceksin! Toprak yokolduğunda sadece ben değil sen de, senin kalan neslin de ekmeksiz kalacak diyorlar!

Yediğin içtiğin herşey doğal ekosistemlerden geliyor. Hastalandığında içtiğin ilaçların bile!

Doğal ekosistem de nedir diye sorduğunu duyar gibiyim. Doğal ekosistem şu demek: İnsanoğlunun kendi eliyle bir daha asla oluşturamayacağı, taklit dahi edemeyeceği, dünya üzerinde binlerce yıldan bu yana oluşmuş ekosistemlerdir, doğal ekosistemler. Dünyadaki hastalıkların - ki bunlar hem insan hem hayvan hem bitki hastalığı olabilir - neredeyse tamamının tedavisi doğal ekosistemlerin içinden bulunuyor. Şöyle bir örnek vereyim: Arabanla(!) pikniğe gidip, müziği sonuna dayayıp, mangal yaptığın yer var ya; orası sen orayı bozmadan, yaşam esaslarını kaçırmadan önce bir doğal ekosistemdi...

Foto: Peyzaj Dikeni
Bir çeşit göl ekosistemi

Gelelim toprak yoksa ekmek de yok konusuna. Ne demek toprağın olmaması? Toprak nasıl yok olur? Ya da en önemlisi nasıl oluşur?

Binlerce yılda kayaların, minerallerin, doğal çürüntülerin birleşip oluşturduğu anakayayı örten şeye, ormanların altında bulunan, elektriğini boşaltmak için yalın ayak bastığın şeye, suyunu su yapan mineralleri taşıyan şeye, ve o suyu içtiğin testinin malzemesine, oturduğun evin tuğlasına, ekinini yetiştirdiğin tarlaya, ölünü gömdüğün sonsuz döngüye, içindeki bütün canlı hayatıyla (hani en başta ayrıştırıcılar demiştim ya - hah işte onlar) toprak diyoruz biz.

Foto: Cihan Serter - Ilgaz Dağları
Bu da bir çeşit dağ ekosistemi
 Neye ihanet ettiğini bir düşün!

Üç nesil sonra torunlarına ne yedireceksin? Para mı? Alacak ekmek olmadan para ne işe yarar? Yenir mi?

Bir düşün yahu!

Ormanları, dereleri, denizleri katlederken esas giden toprak oluyor. Toprak olmazsa ne orman olur, ne yağmur olur, ne su olur...  Toprağın örtüsü ormanlardır, meralardır, çayırlardır, makilerdir. Örtüsü olmazsa toprak da olmaz. Toprak olmazsa da örtüsü bir daha var olamaz. Toprak örtüsünün varolmaması - şu an bilinen bilgilere göre - bir daha asla yağmur yağmayacak demek olur. Bir daha asla yağmur yağmazsa yaşamak için ne içeceksin?
Foto: Peyzaj Dikeni
Orman böyle birşey işte.

Ormanlar olmazsa yağmur olmaz! Bu bize çocukken öğretilen bir şey değil miydi? Yanlış mı hatırlıyorum?

Ormanlar suyun akışını düzenler, selleri engeller, toprağın akıp gitmesini engeller, soluduğun havayı düzenler, hava akımı değişiklikleri yaratır ve yağmur bulutlarını çeker. Hadi canım! İlkokula da gitmemiş olamazsın!

Nerde kalmıştım. Hah! Ormanlar toprak örtüsüydü. Evet topraktan devam edelim:

Toprak canlıdır! İçinde senin asla göremeyeceğin bir yaşam vardır. Eğer o yaşam olmasaydı, gömdüğün hiçbirşey çürümezdi ve dünya tam bir çöplük, tam bir salgın hastalık yeri olurdu.N'olur bir düşün!

Düşünmek gerçekten bedava!

Bak! Ottan başladım, hayvana geçtim, sana geldim, ordan ormana gittim, suya gittim, yağmurla geldim, toprak dedim, içindeki ayrıştırıcılar dedim ve sonra sonunda yine ot dedim. Ot toprakta yetişir sonuçta. Sadece bir "ot" insanı nerelere götürebiliyor bak!

İşte biyoloji bu. Biyolojiyi anlayamama sebebin de bu. Biyoloji halka şeklinde bir zincidir. Zincirin bir halkası olmazsa bütünü asla anlayamazsın. Belki de biyoloji öğretmenlerimizin bir hatası bu, kim bilir? (Anneciğimi tamamen bu konunun dışında bırakıyorum. O, tanıdığım en muhteşem Biyolog)

Foto: Peyzaj Dikeni
Kaçkarlar'da yalnız bir portakal kabuğu.
Bir de şu doğa gezilerinde çöp atma konusuna değinelim. Portakal kabuğu organik atabiliriz, muz kabuğu organik atabiliriz, aman da aman elma koçanı pek bir lezzetli atalım hayvanlar yer. Çekirdek mi? Aman ne olacak çekirdek kabuğundan? Organik o, at gitsin. 

Organikler kovalasın seni e mi!

Değil işte değil! Organik olması onu oraya atabileceğin anlamına gelmiyor. O gezdiğin çayır, orman, vadi, her neyse kendi halinde bir ekosistem. Orada portakal ağacı, muz ağacı, ayçiçek veya elma ağacı yetişmiyorsa sen oraya o kabukları, o koçanı atamazsın. Modern halinle sen zaten yabancısın o sistem içinde, bir de yabancı maddelerini bırakıyorsun geride.

Organik kadar taş düşsün kafana!

Hem ayrıca ben dağda taşta senin çöpünü görmek zorunda mıyım? Biraz etik lütfen...

Doğada bırakacağın tek iz, sadece ayak izin olmalı!

Desen ki burada elma ağaçları var atayım şu elma koçanını domuzlar yer. O zaman anlayacağım işte. Sonuç olarak elma oranın bir parçası. Ama nerde sen de o ince düşünce. Nerde sen de o hassas dengeleri anlayacak kafa?!

Ya bir de geçen pazar sabahı Caddebostan Sahil'de koşuya çıktım. Sabah çok erken. Bir gün önceden kalan çöpleri tahmin dahi edemezsin. Bunu yapanlar, benim yaşıtlarım, arkadaşlarım. Çok biliyoruz biz, aydın gençliğiz diye geçinenler. Caddebostan Sahil'den bahsediyorum evet. Cumartesi gecesi yemiş içmiş, bütün pisliğini orada bırakmış. Belediye temizler sonuçta. Ayıp yahu ayıp! Yanına bir poşet alıp, giderken çöpünü de alıp götüreceksin sadece. Bu kadar mı zor? Çimenlik alanın fotoğrafını çekmeye utandım ne yalan söyleyeyim.

Ben de ne bekliyorum yahu? Bir de dağa taşa elma koçanı atmandan şikayet ediyorum. Ben de komiğim aslında! Ne acınası bir durum!

Of! Bu kadar da şey anlattım acaba anladın mı? Bir an sahilin görüntüsü geldi de aklıma. Sanki boşa uğraşıyorum. Yahu anandan babandan da mı birşey öğrenmedin? İnanamıyorum!

Ot diyordum, ot'ta kalayım en iyisi ben. Anlattığım gibi davrananlara ot beyinli demek bile iltifat gibi geliyor.

Bir ot kadar bile olamıyoruz.

Bu kadar mı zor sana yaşam veren Doğa Ana'nı anlamak? Bir eğil de elini öp...

.......................

Bu kadar yazdım ama başka bir şekilde şunu diyebilirim. Hayatın tek kaynağı güneşten gelen enerji olduğuna ve güneşten gelen enerjiyi işleyip besine çevirebilen tek varlık da bitki olduğuna göre, rant uğruna katlettiğin ormanlar ve doğal ekosistemler senin tek yaşam kaynağın, tek yaşam sebebin.

Bunu da böyle bil.

Ye Ye! Bitir!
Yine tasarımcısı bulunamayan bir resim. Bilen varsa el etsin kaynak göstereyim.

 Meraklısına:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Biyoloji
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekoloji
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekosistem

(Anlattığım herşeyi teknik terimleriyle ve bilimsel açıklamalarıyla bilen bütün bilim insanlarından şimdiden özür. Ama bunları birinin türkçeleştirmesi, anlayamayanların değil, anlamak istemeyenlerin kafasına kafasına çakması gerek)

2 yorum:

  1. çok faydalı bilgiler yalnız anlayamadığım niye dayak yemiş gibi oldum tüm bu yazılanları okuduktan sonra. :) teşekkürler. takibinizdeyiz efenimmm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eh boşuna deve dikeni demiyorum zaten :) bu da bir çeşit rahatsız olduğum şeylere sövme sistemi işte. iyiki sadece yazıyla sövüyorum, bu bir şey :D

      üzerinize alınmayınız derdim çöpleri atanlarla :P

      Sil