Peyzaj Mimarı olarak bitkisel tasarımları yaparken n'apıyoruz? Yapısal tasarımı bitiriyoruz ve ardından başlıyoruz yuvarlak yuvarlak ağaçları çizmeye. Şu ağaç mavi ladin olsun, yaklaşık fidan yaşı 10 yıl olsun, dikkat çekme öğesi olsun, koyu yeşil fon önünde masmavi göze batsın vb. Bitkisel tasarım bittikten, proje onaylandıktan sonra n'apılıyor? Düşülüyor yollara bir fidanlığa gidiliyor. Bitkiler şeçilmeye başlanıyor, peyzaj değeri en yüksek olanı, kök boğazı en kalın, yaprakları en parlak olanı ve mutlaka dikkat etmeli ki hastalığı olmasın. Tabi ki bir de ucuz olsun ki bitki üzerinden kar edilebilinsin.
Bitki üzerinden kar etmek mi? Bir peyzaj mimarını buna ne zorlayabilir?
Çizdiği projenin, fikrinin ve emeğinin beş para etmediği bir sistem içinde tabiki peyzaj mimarının projesi olmayacaktır para eden. Haliyle al-sat'dan para kazanır peyzaj mimarı... Proje mi? O da ne ki? O kadar yıl okumuşun o projeyi çizmek için kimin umrunda! Kim takar ki peyzaj mimarlığının aslında bir planlama, sistem tasarlama mesleği olduğunu ve inşaat mühendisinden de mimardan da önce sahaya peyzaj mimarı girmesi gerektiğini? Herhangi bir bahçivan da dikiyor o sahaya o bitkileri sonuçta. İş bu ki bir villa bahçesi tasarlama mesleği değil bu. Dönüp dönüp de tıkandığımız, anlatamadığımız nokta burada.
Bunun gibi bir takım yanlışlar silsilesi tabiki başka yanlış süreçleri de doğuruyor. Nerde kalmıştık, al-sat? Taşeronun taşeronu olarak son aşamada sahaya giren peyzaj mimarı kar edebileceği tek nokta olan bitkileri almak için gidiyor fidanlığa. Fidanlıkçı amcayla konuşuyor:
- Şu tijli (uzun, kalın, tek gövdeli) ıhlamur kaça?
- 35 lira
- 10 tane alsam kaça olur?
33'e mi alacaksın yoksa 32'ye mi?
O vermiyor mu o fiyata? Ne olacak değil mi? Daha ucuza ithali var ne de olsa...
Sen neyi satın alıyorsun? O adam o fidanları belki tohumdan belki çelikten 10cm kadarkenden o 3 metre boya getirdi. Gübreledi, suladı, budadı, varını yoğunu bu işe verdi, yeri geldi ailesini fidanlıkta çalıştırdı. Kolay değil üretim fidanlığı işletmek, ailecek yapmazsan yapamazsın o işi... Ve sonunda ne oldu belki 10 yıl geçti ve o ıhlamur o boya geldi. Bu süreç sonunda üretici bu fidana bir değer biçti. Sen ise o fidanın doğumundan 10 yıl sonra tutup babasıyla 2 liranın hesabını yapmaya başladın...
Vermez efendim! O adam o fidanı sana vermez!
Kim destekleyecek bu üreticiyi peki? Yarı fiyatına ülkede ithalleri satılırken ve üreticinin ağaca verdiği gübrenin, suyun yıldan yıla fiyatı artarken...
İşte zamanı satın almak dediğim nokta bu. Fidanlıkçı amcanın 10 yıllık emeğini satın alıyorsun sen, o bitkiyi değil... O amcanın elindeki çatlakların oluşmasına sebep olan o yılları satın alıyorsun aslında. Hangi yürek üçün beşin hesabını yapabilir böyle bi durumda aklım almıyor...
Ben yapamıyorum sadece onu biliyorum...
Ve gidiyorum hep Dursun amcadan alıyorum fidanı, o ne derse o fiyata. Onun bebeği o ağaç çünkü. Ve yaşatmak için de elimden geleni yapıyorum. Ölürse yerine yenisini getiririm rahatlıyla davranmıyorum bebeklerine.
İşte bu yüzden piyasadaki kasaplardan olamıyorum.
İşte bu yüzden yazıyorum ve bu noktadayım.
Peyzaj Dikeni
"Ali yazar veli bozar
Küp suyunu çeker azar azar
Üzülmüşüm neye yarar
Keskin sirke küpüne zarar"
Barış Manço

ol kardeşim sen peyzajdikeni,
YanıtlaSilkim ne derse desin.
emeğe saygı ve zamanı satın almak
ben de size saygı duydum.
anlayan birileri olması güzel :)
Silteşekkür ederim