28 Mayıs 2012 Pazartesi
Silybum marianum - Diken olma yolunda ilk adım...
Peyzaj mimarlıği basit bir doğa taklitçiliği olmamalı. Unutulmamalı ki biz peyzaj mimarları elimizi sürmeden de doğa çok güzel ve yaşanılabilir bir mekan. Doğanın parmağını bile değdiremediği, steril alanlar yaratmak değil bizim işimiz. Ama ne yazık ki günümüz piyasasında doğa sömürücülerinin bir numarası peyzaj mimarları. Çünkü diğer meslek grupları bilmeden, bizse doğanın hassas dengelerini bilmemize rağmen bozuyoruz bu teraziyi ve şehirlere hizmet ediyoruz. (Bu dengelerin bilindiğini ümit ederek yazıyorum ya da belki de bilinmediğini... Hangisi daha kötü bilemedim.)
Ne mimarız biz, ne tasarımcı. Aslında bütüncül bir anlayışa, görüşe sahip olabilmeliyiz bu mesleği yaşarken. Ekolojiden anlamalıyız öncelikle, madem manzara (Peysage - Landscape - Peyzaj, tam türkçesi manzara) mimarıyız doğanın sesini mutlaka bilmeliyiz. Amacımız doğanın sesini taklit edip şehirlere indirgemek değil, doğanın sesini yükselterek varlığını ve bizim de onun bir parçası olduğumuzu insanlığa anlatmak olmalı.
Yeni bir doğa, ekosistem yaratamayız ama var olanla beraber yaşayabiliriz. Biz insanlarla doğa arasında ki bağ olmalıyız aslında; şehrin duvarları arasına sıkışarak süs havuzları yapıp, tropik bitkileri saksılara tepiştiren pazarlama oyuncakları değil!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)